SGS Elektronik; Toshiba markasının servisliğini yapmaktadır. Toshiba marka elektronik eşyanız bozulduysa kaliteli profesyonel servisiniz hizmetinizde.

Archive for Ocak, 2011

Televizyon 85 yaşında

Categories: Güncel Teknoloji Haberleri
Televizyon 85 yaşında için yorumlar kapalı

Bugün milyarları peşinden sürükleyen televizyonun çıkışının üzerinden dile kolay 85 yıl geçmiş.

İlk olarak 26 Ocak 1926 tarihinde İskoç mucit John L. Baird’in icat ettiği televizyon saniyede 5 görüntü aktarabilirken, bundan iki sene sonra ilk tanıtımının yapıldığı Londra Royal Enstitüsünde 12.5 fps’ye erişmeyi başarmış. İlk başlarda kısıtlı bölge yayımı yapılan ve sadece haber ile müzik olmak üzere iki ana konuda yayım yapan televizyon ilk okyanus ötesi yayınını ise 1928 yılında Londra’dan New York’a gerçekleştirmiş. Yaygın yayına geçmesi ise 1929 yılı içerisinde gerçekleşmiş.

İlk girişimleri esnasında parası olmadığı için televizyonunun bir lavabo ve bir çay tenekesiyle yapan Baird, bir sonraki denemesinde projeksiyon lambasını bisküvi kutusuyla kaplayıp basit bir düzenek geliştirmiş ve lensler eklemiş. Ve bu düzenek de televizyonun dedesi olarak kabul edilmiş.

Gerçi, televizyonun ilk işaretlerini vermesi bundan epey bir öncesine dayanıyor. Şöyle ki, bugünün televizyonları yolunda gelen ilk teknik buluş İrlandalı telgrafçı Andrew May tarafından 1873 tarihinde yapılırken bunu takiben 1884 tarihinde de Paul Nipkow, sonradan ‘Nipkow Diski’ adı verilecek olan diski icat ediyor. Bu döner diskin olayı herhangi bir resmi dönerken tarayabilmesi. Ki zaten Baird de buluşunda bu diskten faydalanmış. Televizyon yolunda bir diğer önemli isim ise radyo dalgalarını bulan Guglielmo Marconi olarak anılıyor.

Bu arada bir diğer ilginç bilgi ise televizyona gelene kadar isimlerin de değişmesi ve evrilmesi. Mesela ilk olarak televizyon yerine görüntülü radyo denilmiş sonra isim elektrovizyona dönüşmüş. Bugün kullandığımız televizyon sözcüğü ise ilk defa 1907 yılında Scientific American dergisi tarafından kullanılmış.

Görüntünün elektronik olarak nakledilmesini ilk sağlayan isim ise Rus bilim adamı Vladimir Zworykin olmuş. Zworykin 1923 yılında Amerika’da yaptığı denemeler esnasında elektronik tarama ile ilk yayını gerçekleştirmiş ve bu cihaza ikoneskop adını vermiş.

Velhasıl dünyanın en çok televizyon seyreden ikinci ülkesi olarak böylesi bir haberi vermekten gurur duyuyoruz.

Kaynak PCLabs

Toshiba’dan elektrik kesintilerine karşı

Categories: Güncel Teknoloji Haberleri
Toshiba’dan elektrik kesintilerine karşı için yorumlar kapalı

Toshiba’dan elektrik kesintilerine karşı entegre pilli yeni televizyon ailesi

Japon elektronik devi Toshiba, PowerTV serisi yeni nesil televizyonlarını duyurdu. Firma tarafından dünyanın ilk yeniden şarj edilebilir pile sahip televizyon ailesi olarak lanse edilen yeni modeller, elektrikler kesildiğinde dahi televizyon keyfini sürdürmenizi sağlamak üzere tasarlanmış. 24-inç ve 32-inç olmak üzere ilk etapta iki farklı boyut seçeneğine sahip olan televizyonlar, entegre pil üzerinden iki saat çalışabiliyorlar.

Auto Signal Booster adı verilen teknoloji ile zayıf sinyal noktalarında görüntü iyileştirebilen ve Auto View teknolojisiyle de ortam ışık durumuna göre görüntü optimizasyonu yapan yeni televizyonların, ne zaman ve hangi fiyat seviyesinden satışa sunulacağı ise henüz bilinmiyor. Toshiba’nın açıklamasında konuyla ilgili bir detaya yer verilmese de, elektrikler kesildiğinde uydu alıcısı gibi set üstü kutular da devre dışı kalacağından televizyon deneyiminin devam etmesi için entegre pil ile birlikte entegre alıcıya da sahip olması gerekiyor. Toshiba, iki saatlik pil süresinin yeterli olduğunu zira bir futbol maçının baştan sona izlenebileceğini belirtiyor.

Filmler, salonlar… 3D artık her yerde! Peki bu 3D nasıl çalışıyor?

Birçok 3D teknolojisi, aynı temel prensiple çalışır: beynimizi iki boyutlu bir resmin derinliği olan bir resim olduğuna inandırarak. Bunu yapmanın en temel yolu ise stereoskopidir. Kullanıcının gözlerine birbirinden biraz farklı iki resim gösterilir ve bu resimler beyin tarafından 3 boyutlu olarak algılanır.

Stereoskopik resimleri oluşturmanın en kolay yolu gözlük kullanmaktır. Bu nedenle 3D gözlük teknolojisinde birçok varyasyona rastlamak mümkün. Makalemizin devamında farklı üç boyutlu teknolojilerini ve nasıl çalıştıklarını sizlerle paylaşıyoruz.

Anaglif

Anaglif resim, küçük perspektif farkları bulunan iki farklı renk katmanına sahiptir. Bu resimlere genellikle kırmızı ve mavi lenslere sahip olan 3D gözlüklerle baktığımızda, gözlük her göz için bir katmanı engeller ve kolayca kandırılabilen beynimiz, ortaya çıkan resmi bir araya getirerek 3 boyutlu bir sahne görmemizi sağlar.

Polarize gözlükler

Kırmızı/mavi gözlüklere oldukça benzer şekilde çalışırlar. İki senkronize projektör resimleri küçük bir perspektif farkıyla ancak farklı ışık polarizasyonlarında gösterir. Polarize gözlükler her göz için sadece bir resme izin verir ve beynimiz iki farklı resmi 3 boyutlu bir resim olarak birleştirir. Şu an sinema salonlarında kullanılan teknoloji, önümüzdeki birkaç sene içinde evlere gelebilir.

Active shutter gözlükler

Sony, Samsung, Panasonic gibi bir markanın üç boyutlu TV’sini satın aldıysanız veya Nvidia’nın 3D Vision teknolojisini kullanan bir PC oyunu oynadıysanız active shutter gözlükleri kullanıyorsunuz demektir.

Bu gözlükler, her gözün görüşünü ekranın yenileme oranı ile senkronize olarak dönüşümlü bir şekilde engellerler. Ekranda farklı perspektiflerden bir resim görüntülenirken gözlük her lensi sırayla ve hızlıca karartır (bu değişimli çerçeve sıralama olarak adlandırılır). Bu karmaşık gözlükler genellikle 100 doların üzerinde fiyata sahipler ve diğer üç boyutlu gözlüklerden daha ağırlar. Ancak şu an ve önümüzdeki birkaç sene için en iyi 3D teknolojisi bu gözlüklere ait.

Pulfrich etkisi

Pulfrich etkisi, yan yana olan hareketlerin küçük bir senkronizasyon gecikmesi sayesinde beyinde bir derinliğe sahipmiş gibi algılanmasına neden olan bir ‘açığı’ kullanır. Gözlüğün tek camının karanlık olması sayesinde, örneğin bir şey soldan sağa hareket ettiğinde 3 boyutlu olarak geri veya ileri gidiyormuş gibi görünür.

ChromaDepth

ChromaDepth, belki de en ilginç gözlük teknolojisi. Gözlük mini prizmalar ile yine kırmızı ve mavi renkleri kullanıyor, ancak iki gözün renkleri farklı yorumlamasına neden oluyor. Farklı şeyler gören gözler ise bunu 3 boyutlu olarak algılıyor. Bu teknolojinin en önemli sınırlaması ise bir nesnenin rengini değiştirdiğinizde, derinliğin nasıl algılandığını da değiştirmiş oluyorsunuz.

Parallax Barrier

‘Parallax Barrier’, gözlüksüz 3 boyutlu teknolojileri arasında popüler olanlardan. Nintendo 3DS’in 3D Magic’inde, Sharp 3DTV’lerde ve Fuji’nin 3D kamerasında kullanılıyor. Parallax Barrier, polarize gözlüklere benzer şekilde çalışıyor. Her göz için farklı bir resim göstermek yerine, ekrandaki “paralaks sınırı” her göze farklı bir ışık yöneltiyor ve beyin bu karışık sinyalleri 3 boyutlu resme dönüşüyor. Bunun olumsuz yanı ise paralaks sınırı ile ekranın kalıcı olarak 3D modda olması ve görüş açınızın pek geniş olmaması. Sharp’ın LCD TV’lerinde kullandığı 3D numarası ise ilginç: paralaks sınırını oluşturan ikinci bir LCD kullanılıyor, bu sayede bunu kapatıp normal 3D görünüme geçmeniz mümkün oluyor.

Bütünleyici görüntüleme

Bütünleyici görüntüleme, aslında paralaks’ın bir başka biçimi. Burada bir takım çok küçük resimler, küresel dışbükey lenslerden geçerler. Tüm bu mikro-resimler, baktığınızda bir 3D resmi oluştururlar.

Gözlüksüz 3D TV, Toshiba’dan

Categories: Güncel Teknoloji Haberleri
Gözlüksüz 3D TV, Toshiba’dan için yorumlar kapalı

Dünyanın en önemli elektronik üreticilerinden Toshiba, 3D gözlük gereksinimi ortadan kaldıran 2 yeni 3D TV’sini tanıttı.

Toshiba’nın 12 inç ve 20 inç boyutlarda hazırladığı 2 televizyon 12GL1 ve 20GL1 kod adıyla üretiliyor. Toshiba’nın 12GL1 kod adıyla üreteceği 12 inç’lik TV, kullanıcılara 466×350 çözünürlük, 500:1 kontrast oranı, dijital TV tuner, 1080/60p ve 1080/24p destekli HDMI çıkışı, ethernet girişi, USB girişi ve SD kart girişi gibi özellikler sunuyor.

Toshiba’nın tanıttığı bir diğer 3D TV olan 20 inç boyutundaki 20GL1’de ise 1280×720 çözünürlük, 550:1 kontrast oranı, Toshiba CELL Regza teknolojisi, 1080/60p ve 1080/24p destekli HDMI çıkışı, 2 adet dijital TV tuner, ethernet girişi, usb girişi gibi özelliklere yer verilmiş.

Toshiba’nın tanıtımını yaptığı 12 ve 20 inç’lik 3D gözlük gereksinimi ortadan kaldıran TV’ler Japonya’da Aralık ayından itibaren 1441$ ve 2882$’lık fiyat etiketleriyle satışa sunulacak.

Dikkatinizi çekmiştir, son birkaç senedir müthiş bir altın uçlu konnektör sevdası var bilişim dünyasında. Her kim ki yeni bir konsol, LCD TV, monitör vs. satın alsa hemen altın uçlu veri kablosu arayışına giriyor. Çoğunuz görmüşsünüzdür, altın uçlu veri kablolarının performansa etkisi birçok forumda ciddi şekilde tartışılıyor. Dilerseniz bu yazımızda tüm bu tartışmalardan sıyrılıp, altın uçlu konnektör furyasının neden başını alıp gittiğini ve getirilerini biraz da teknik kanattan yaklaşarak değerlendirelim.

Bilişim dünyasıyla az çok ilgili olan herkes son dönemlerde SCART, HDMI ve Ethernet (örnekler çoğaltılabilir) gibi birçok veri kablosunun altın kaplama konnektörlerle sonlandırılmış formlarının satıldıklarına dikkat etmişlerdir. Hatta ve hatta; şu günlerde altın (kaplama) ucu olmayan HDMI kablo edinmek oldukça güç. Bu trendin oluşmasında, altının elektriksel iletimde sağladığı bazı avantajların etkisi bulunuyor. Bir teknomarkete gidip herhangi bir HDMI kablonun teknik detaylarına göz gezdirdiğinizde, çeşitli işaret gürültü oranlarının (Signal to Noise Ratio, SNR) yazdığını (genellikle dB cinsinden) görürsünüz. Bu bilginin anlamı verinin kablo boyunca ne kadarlık bozucu etkiye (gürültü) maruz kaldığıdır. Bu noktada gürültüye bir parantez açalım:

Kablonun girişine A gücünde bir işaretin (sinyalin) geldiğini varsayalım. Kablo gelen işaretin frekansına ve pek tabii ki iletim hattında kullanılan iletkenin cinsine bağlı olarak bu işarette bir miktar bozulmaya sebep olur. İşte bu bozulma etkisi (işaretle toplamsal olarak -artı veya eksi olabilir) gürültüdür. B gücündeki gürültünün iletim hattı boyunca işarete etki ettiği varsayımı altında veri kablomuzun sonunda A+B veya A-B gibi bir işaret alınır. İşte işaret gürültü oranı da (namıdiğer SNR) logaritma 10 tabanında A’nın B’ye oranıdır ki basit bir mantıkla bu değer ne kadar yüksek olursa hattın o denli kaliteli olduğu sonuca varılabilir. Günümüzde kişsel kullanıma yönelik çoğu kablolu iletim hattında bu değer 110 dB dolaylarındadır.

İşaret-Gürültü oranına bu kadar değinmek şimdilik yeterli, ilerleyen günlerde bu terimi açıklayan bir yazıyla karşınıza çıkacağız. Altın uçlu konektörün esprisi işte tam da bu noktada, yani iletim hattının sonunda ortaya çıkıyor. Genel olarak bilinenin aksine bakır, altından daha iyi bir iletkendir. Yani, kablolarda bakırın tercih edilmesi yalnızca ucuz olduğu için değil, kullanılabilir en iyi iletkenlerden biri olmasındandır (İletkenlik: bakır – 5.69*10^7, altın – 4.52*10^7, gümüş – 6.3*10^7). Buna karşın bakırın elektromanyetik direnci düşüktür ki, bu iletim ortamı içinde bir sorun teşkil etmezken sonlandırmada problemdir. Şöyle ki iletim ortamı boyunca, kablo üzerinden akan elektriksel işaretler kablonun üzerindeki koruyucu tabaka yardımıyla (shield) elektromanyetik (EM) bozucu etkilerden korunur. Buna karşın, hat sonlandırılırken böyle bir durumun sağlanması söz konusu değildir ve EM girişimin işaret kalitesini bozacağı düşünülürse, iletim başarımını arttırmak için birtakım önlemlerin alınması söz konusu olabilir. Altın elementi de tam bu noktada devreye giriyor. Altının EM direnci bakıra göre daha yüksek iken, iletkenlik kaybı ise düşük düzeylerdedir. Yani işin özü, bağlantı kablolarının altın ile kaplanması hattaki işaretleşmenin güvenilirliğini arttırıyor.

Altının sağladığı diğer bir avantaj ise, oldukça pasif bir element olması sebebiyle (özellikle bakıra göre) paslanmaya karşı dayanıklı olması. Korozyon (pas) demek iletkenliğin ciddi düzeylerde düşmesi demek ki bunun da yukarıda bahsetmiş olduğumuz SNR’ı, dolayısıyla da iletim performansını düşüreceği söylenebilir. Özetle altın kaplama, hem kısa vadede (EM direnç) hem de uzun vadede (korozyon) iletişim başarımına katkı sağlamaktadır.

Altın kaplama terimini de biraz daha açalım bu noktada. Söz konusu kabloların konektörleri altından değildir, yalnızca altından ince bir plaka ile kaplanmıştır -buradan hareketle temel amacın korozyona önlem almak olduğu öngörülebilir aslında.

Biraz da kullanıcı deneyimlerinden ve kablo alırken nelerde dikkat etmeliyiz, bunlara değinelim. Temel olarak ilk dikkat etmemiz gereken kablonun altın uçlu olmasından öte, kabloda kullanılan bakırın kalitesidir. Metallerde iletim frekansı arttıkça iletkenlik düşmektedir (skin effect – gövdeleme) ve bu düşüş iletkenlik ile ters orantılıdır. Özetle iletim frekansı yükseldikçe bakır ile altın arasındaki iletkenlik farkı azalmaktadır (birisi HDMI mı dedi yoksa? :)). Tabi ki bilim insanları boş durmuyorlar ve bu bozucu etkilerden kurtulmaya çalışıyorlar. Yeni nesil sistemlerde iletim hızları saniyede Gbit’ler mertebesinde (HDMI 1.3: 340 MHZ – 10.2 Gbit/s) ki gövdeleme etkisinin iletişimde darboğaza neden olması söz konusu. Uzun lafın kısası, çeşitli metaller iletim hattına katmanlanarak bu etki de mümkün mertebe bertaraf edilmeye çalışılıyor (nikel – bakır). Sizin yalnızca dikkat etmeniz gereken nokta, satın almak istediğiniz kablonun işaret – gürültü oranına bakmak. Bu değerin 110 dB dolaylarında olması satın alacağınız kablonun kaliteli olduğuna işaret etmektedir. Daha sonrasında ise kablonun altın uçlu olmasına bakabilirsiniz. Bu sebeple; veri kablosu alırken, güvenilir teknik detayları olan bilindik markalara yönelmeniz faydalı olacaktır.

Bu noktada kablo seçiminin önemini vurgulayacak iki deneyimimi aktarmak istiyorum size: İlk aktarmak istediğim LCD TV’de SCART kablo performansı üzerine izlenimlerim. 46″ LCD TV ile bir müddet Digiturk yayınlarını takip etme şansım oldu. Yayın paketim SD içeriğe sahip olduğu için uydu alıcıyı TV’ye SCART üzerinden bağlamak durumundaydım. Digiturk’ten edindiğim kablo ile elde ettiğim görüntüden memnun kalmadım açıkçası. Çok fazla karıncalanma (piksel hatası) vardı görüntüde -özellikle yayındaki sabit bileşenler (DC) üzerinde, logo vs.. Almış olduğum kaliteli altın uçlu bir SCART ile yaptığım denemelerde ise görüntüde kaydadeğer düzeyde iyileşme olduğunu gözlemledim. Bu değişim kablonun altın uçlu olmasından öte yukarıda bahsetmiş olduğum kablo üzerindeki kayıpların düşük olmasından kaynaklanıyordu bana kalırsa. İkinci olarak ise aynı PC’ye bağlamış olduğum PS3 üzerinden almış olduğum görüntüden bahsetmek istiyorum. Benzer gözlemleri HDMI ile yaptığımda ise görüntüdeki farklılaşmanın kaydadeğer düzeyde olmadığını gördüm. Yani HDMI’da altın uçlu kablonun etkisini pek gözlemleyemedim. Belki kullandığım standart kablo da yeterince kaliteliydi; ama bu sonuçları temel olarak bazı teorilere bağlamak mümkün:

En temel sebep; analog – sayısal iletişim arasındaki kalite farkı. Şöyle ki sayısal iletim teknikleri daha fazla iletim bandgenişliğine ihtiyaç duymalarına karşın, gürültüye karşı daha dayanıklıdırlar (Bu konuyu ilerleyen zamanlarda daha detaylı olarak irdeleyebiliriz). Başka bir deyişle analog sinyalde, sinyalle gürültüyü birlikte, ses ve/veya görüntü olarak alırken sayısal iletimde bozulan bir bit, bozulan bir bitten ibaret. 🙂 SCART, VGA’nın analog; DVI ve HDMI’ın sayısal olduğunu göz önüne alırsak yukarıda sözünü ettiğimiz sonucun oluşması şaşırtıcı değil.
SCART üzerinden aktarılan görüntü çözünürlüğü düşük ve TV bu görüntüyü ekrana vermeden önce yukarı ölçekliyor (upscaling). Bu da demek oluyor ki iletişimde oluşan rastlantısal bir gürültü, rastlantısal birçok gürültüye dönüşüyor ekranda. Veri akış hızının, çözünürlüğün düşük olması gibi sebeplerle de bu hatalar belirginleşiyor -logolar etrafındaki pikseller sabit olmalıyken kırmızı, mavi dans ediyorlardı :). Yayın üzerindeki DC (yayın boyunca değişmeyen) bileşenlerde bu etki net olarak gözlenebiliyor. Kaliteli SCART ile bu sorunlar tamamiyle ortadan kalkmasa da belirgin oranda azaldı. Söz konusu etki HDMI’da düşük çünkü HDMI’dan iletilen veri 720p veya 1080p ile aktarılıyor, ayrıca veri hızı da yüksek. Oluşan rastlantısal bir hata bizim gözlerimizin seçeceği kadar belirgin olmuyor.

Ötesinde HDMI, SCART’a göre genç ve dinamik bir standart, yani teknolojik üstünlükleri çok fazla. Varış noktasında hata düzeltme (FEC – forward error correction) gibi meziyetleri bulunuyor, yani rastlantısal hataların oluşma ihtimali daha da azalıyor. Yukarıda bahsettiğimiz sayısal-analog iletişim ayırımını da buraya bağlayabiliriz.

Özetle standart çözünürlükte gözlemlediğim farkı, yüksek çözünürlükte betimleyemediğimi söyleyebilirim. İletim ortamı kaliteli veri çıkışı alabilmeniz için muhakkak önemli ; ama kablo değiştirmenin sizi basamak atlatacağını, kaynak kalitesini arttırmanın ise katlar tırmandıracağını göz önünde bulundurun :). Creative Fatalty Ses kartınız, Logitech z5500 ses sisteminiz varsa ve siz 64 kbps mp3 dinliyorsanız hangi optik kabloyu kullanırsanız kullanın ses kalitesinde büyük değişimler beklemeyin.

Sonuç

Evet gelelim sonuç kısmına… Yazı içerisinde aklı karışanlar muhakkak olmuştur, ama bu noktada yazıyı sonuca bağlayarak tüm karışıklıkları sona erdireceğiz :). Uzun lafın kısası; hem performansa etkisini hem de psikolojik etkenleri göz önünde bulundurarak (altın uçlu kablo kalitelidir mantığı :)) altın uçlu, kaliteli kabloları tercih ediniz. Ötesinde elinizde halihazırda kaliteli kablo varsa altın uçlu olmasa da gönül rahatlığıyla yola devam edebilirsiniz. Çoğumuzda ürüne bir çuval para verdik, üç kuruşluk kablodan kısmanın mantıksız olduğu düşüncesi var; ama ne bulacağınızı bilin ki sonra kablo parasına yanmayın :). Dediğim üzere; HD yayınlarda bu etki pek belirgin değil, SD yayınlarda ise kısmen rahatsız edici olabiliyor. Siz siz olun öncelikle yayını aldığınız kaynağın ve de verdiğiniz çıkışın kalitesini mümkün mertebe yüksek tutun (ses kartı – ses sistemi, tv yayını – lcd tv, ekran kartı – monitör, …). Sonrasına ise imkanlarınız dahilinde kaliteli bir kablo satın alma yoluna gidiniz. İletim ortamı arada bir basamaktır ve hedef size darboğaz yaşatmaması olmalıdır. Hiçbir zaman bir kablodan mucizeler yaratmasını beklemeyiniz ki hayal kırıklığı yaşamayasınız…

Analog değil, sayısal iletim yapan portlardan veri çıkışı almaya çalışın. Mesela ses için optik; görüntü için HDMI, DVI gibi standartlar öncelikli tercihiniz olsun.

Kaliteli iletim hatları kullanın. Satın alırken teknik detaylarda belirtilen işaret-gürültü oranının yüksek olmasına dikkat edin (SNR => 110 dB).
Bir önceki maddede gördüğünü kriteri sağladıktan daha sonrasında mümkünse altın uçlu olanları kullanın. Kaliteli olduğu bilinen ama ucu altın kaplama olmayan bir kablo, ne olduğunu bilmediğiniz ya da kalitesiz ama “altın kaplama uç” özelliğini öne çıkaran bir diğer kablodan daha iyi olabilir.

Güvenilir ürünleri tercih etmeye dikkat edin. Unutmayın ki güvenilir olmayan bir ürünün konektörü sarıya boyanmış bir metal olabilir, teknik detaylarında belirtilen değerler (özellikle SNR) yanıltıcı olabilir.
Mümkünse kaynak kalitesini yükseltiniz.

alıntıdır..

Hackerlar Şimdi de TV’leri Tehdit Ediyor

Categories: Güncel Teknoloji Haberleri
Hackerlar Şimdi de TV’leri Tehdit Ediyor için yorumlar kapalı

Akıllı telefonlar, VoIP cihazlar ve televizyonlar için güvenlik yazılımı üreten bir firmaya göre; internet erişimi bulunan HD televizyonlar, hackerlar tarafından ev ağlarına sızmak için kullanılabilir.

Cihaz güvenliği ile ilgili çözümler sunan Mocana şirketi, açıklamasını internet televizyonları ile ilgili çalışmasına dayanarak yaptı. Üreticisi belirtilmeyen televizyonun yazılımında güvenlik açığı tespit eden firma, üretici tarafından bir yazılım güncelleştirmesi yayımlanana kadar firmanın isminin gizli tutulacağını açıkladı.

Çarşamba günü yayınlanan basın açıklamasında, söz konusu güvenlik açığından faydalanacak saldırganların güvenlik açığı üzerinden; ev ağının kontrolünü ele geçirebilecekleri, internet trafiğini ve televizyonu çeşitli yemleme saldırıları için yönlendirebileceğini veya kullanıcıların internet kullanım alışkanlıkları hakkındaki özel bilgileri ele geçirebilecekleri belirtildi.
Son aylarda, gömülü sistemler üzerindeki güvenlik açıklarıyla ilgili haberler arttı. Endüstriyel sistemleri hedef alan Stuxnet solucanı, ATM cihazlarını tehdit eden kötü amaçlı yazılımlar gibi vakalar nadiren de olsa gündeme gelmeye başladı.

LED TV Nedir Ve Özellikleri

Categories: Güncel Teknoloji Haberleri
LED TV Nedir Ve Özellikleri için yorumlar kapalı

Sıradan Televizyonlar görüntü oluşturmak için arkadan aydınlatmalı floresan kullanırken Samsung LED TV Işık veren diyot (LED) kullanır. Bu LCD’lere oranla daha keskin görüntü ve %40′a varan enerji tasarrufu sağlar. Benzer teknolojiyi dizüstü ekranlarında da görürüz. Samsung’un devrim yaptığı nokta ise diğer üreticiler LED’i arkadan aydınlatma için kullanırken Samsung üzerinde barındırdığı ledleri ekran çerçevesinin yanına çekerek hem daha ince panel genişliğine ve hemde daha keskin görüntüye ulaştı.

Plazma, LCD derken şimdide piyasanın yeni gözdesi LED TV’ler (Light Emitting Diyote) daha net ve aydınlık bir görüntü sunmaktadır bunun nedeni ise LED TV’ler LCD TV’lerin arkadan aydınlatmalı versiyondur. LED TV’lerde gerekli ayarları yapmadan tam anlamda verim elde edilemez gerekli ayarları yaptığınız takdirde tam anlamda veri elde edebilirsiniz. LED – Light Emitting diyote Işık yayan bir diyottur. Led’ler hemen hemen tüm elektronik aletlerde kullanılır küçük kırmızı ışık veya kumandaların ön tarafındaki mini ampüller olarak örneklendirirsek bilmeyeniniz kalmaz.

Pazarlamacıların klasik olarak her yeni ürün çıktıktan sonra yapmaktan çekinmedikleri bir şey vardır. Pazara sürdükleri yeni ürünü olabildiğince abartırlar ve adeta söz konusu ürünün devrim nitelinde olduğu müşterileri bu şekilde aldatarak gözlerini boyarlar. LED TV’leriyle kullanıcıların karşısına çıkan şirketler de bundan farklı davranmıyor aslında. LED TV’ler aslında LCD TV olarak da düşünülebilir. Light-emitting dioedes (LEDs) olarak da bilinen LED TV’ler arkadan aydınlatmalı bir LCD TV’dir. Plazma ve OLED teknolojilerinden farklı olarak LED TV’lerin kendine özgü bir ışık kaynağı vardır.

Gerekli ayarların yapmalısınız
Elinizde en iyi LCD TV de olsa, ayarları doğru yapılmamış bir LCD TV’den tam olarak verim alabilmeniz mümkün değildir. Bu nedenle ekranınızı kullanmadan önce gerekli ayarları yapmaya özen göstermelisiniz.
LED TV’ler daha pahalı olacak

Her yeni çıkan teknolojik cihazda olduğu gibi, LED TV’ler de LCD TV’lere nazaran daha yüksek bir fiyat etiketine sahip olacak. Ortalama bir LED TV’nin 400 Dolar olduğu, üst modellerinin ise 2000 doların üzerinde bir fiyat etiketine sahip olduğu düşünüldüğünde LCDTV’lerle arasındaki fiyat farkı daha net bir şekilde anlaşılabilir.

LED arka aydınlatması daha etkili
LED arka aydınlatması güç tasarrufu konusunda önemli bir teknoloji olarak görülebilir. Örneğin Samsung’un 46 inç’lik UN46B6000 model LED teknolojisine dayalı televizyonu senede sadece 18.73 Dolarlık bir maliyete sahiptir

Yandan aydınlatmalı LED’ler daha incedir
Evet, yandan aydınlatma teknolojisine sahip LED TV’ler daha ince bir yapıya sahip TV’lerin önünü açabilir; ancak ekranda beyaz bir arka plan olduğunda, ekranın parlaklık değerinin ilginç bir şekilde yükseldiğini ve gözleri rahatsız edici bir hal aldığını da hatırlatmak gerekir

İki panel arasındaki sıvı kristalden oluşan LCD ekran, arka kısmındaki beyaz floresan ışığın ön tabaka sayesinde kırılmasıyla titremeyen görüntü sağlar.

LCD paneller, iki kat polarize cam arasında yer alan yüzbinlerce likit kristal hücreden oluşur. Camların iç kısmında elektronlar vardır, dışında ise iki kat olmak üzere polarizatör bulunmaktadır ve camın üstünde yansıtıcı ya da kaynak aydınlık bulunmaktadır. Panelin arkasında bulunan güçlü lambalardan gelen ışık, yayılmayı sağlayan tabakadan geçerek ekrana homojen bir şekilde dağılır. Işık daha sonra TFT (Thin Film Transistor ) adı verilen ince film transistor tabakasından ve arkasından da her likit kristal hücresine iletilen elektrik miktarını ayarlayan renk filtrelerinden geçer. Voltaj farkına göre likit kristaller harekete geçer. Bu hareket şekline göre arkadan verilen ışığın şiddeti ve kutuplaşma yönü değişir. Bu işlemlerin sonucunda da farklı oranda ve parlaklıkta kırmızı, mavi ve yeşil renkleri oluşturan ve nihai görüntüyü sağlayan yüzbinlerce piksel elde edilmiş olur.

LCD (Liquid Crystal Display), sıvı kristal organik bir yapıya sahiptir ve bundan dolayı yüksek ısıya, havadan ya da sudan elde ettiği oksijenden, ışıktan (UV ışınları) etkilendiği için özelliklerinde değişikler meydana gelir. Kimyasal bir değişime neden olur ve kristallin bozulmasını, dağılmasını hızlandırır. Bu nedenle kristal sıvı moleküllerine sahip bir ekran, havadan, sudan, yüksek ısıdan ve ultraviole ışınlarından korunulmak üzere tasarlanılmışlardır.

LCD televizyonlar ince yapılarından dolayı hem yer kazancı sağlarlar hem de hafif olduklarından taşıması kolaydır. Parlak ve yüksek çözünürlükte görüntü sunar. Titreşim ve radyason yapmaz. LCD televizyonlarda ekranın nokta aralıklarını göremezsiniz. Uzaktan olduğu kadar yakından da görüntüler aynı şekilde mükemmeldir. LCD televizyonlar göz yormazlar, aksine odaklama sorunu olmadığından daha keskin ve net görüntü sunarlar.

LCD ekranları sıvı kristalden oluşmaktadır. Sıvı kristallerin tepki süreleri CRT ekranlara göre düşüktür. Buda hareketli görüntülerde fluluk yaratır. Netlik, hareket fazla olduğu zamanlarda azalır, görüntü sabitleştiği anda netleşir. LCD teknolojisi pikseller, aktiften inaktif hale ve sonra yine aktif hale geçerek tek bir tepki döngüsü tamamlarlar. Tepki zamanları 2 milisaniye ile 25 milisaniye arasında değişir. En hızlı LCD ekranlar dahi belli bir miktar hareket bulanıklığı yaşayabilirler.

LCD pikselleri, arkalarındaki bir ışık kaynağından ışık aldıkları için LCD ekranlar 45 derece kadar küçük açılarla izlenseler dahi kontrast ve renk kaybı yaşabilirler. Yani LCD ekranlara yandan baktığınızda görüntüyü net bir şekilde göremezsiniz. Yüksek kalite LCD ekran kullanan monitor veya televizyonlarda görüş açısı 130-150 derecelere kadar çıkabilmektedir ama 150-180 dereceden görüntü alabilmek LCD’lerde imkansızdır.

LCD televizyonlar, dijital bağlantı yapmayı sağlayan DVI çıkışını desteklemeleri sayesinde, hem televizyon hem de monitör olarak kullanılabilir. Plazma piksellerinde karanlık, onlara giden gücün kesilmesi ile temin edildiğinden, daha az enerjiyle karanlık görüntüleri oluşturmalarına karşın, LCD’ler, sürekli yanan arka ışık kullanımları dolayısıyla, görüntünün karanlık veya aydınlık olmasına bağlı olmaksızın, her zaman sabit enerji kullanırlar.

LCD’lerde yarı ömür denilen bir terim kullanılmaktadır. Yarı ömür, LCD’in parlaklığının, bu süre içerisinde, kapasitesinden yaklaşık yüzde 50’sini kaybedeceğini belirtmektedir. Bu nedenle, yaklaşık olarak 100.000 saatlik bir ömür sunan plazma TV’lerin günde dört saat açık kalması durumunda yarı ömrü 34-36 yıla kadar olmaktadır.

Hdmi Kablo Alırken Nelere Dikkat Edilmeli ?

Categories: Güncel Teknoloji Haberleri
Hdmi Kablo Alırken Nelere Dikkat Edilmeli ? için yorumlar kapalı

İnternette ya da mağazalarda “120 Hz”, “240 Hz” ya da “480 Hz” olarak etiketlenen HDMI kablolarını görmüşsünüzdür. Bu etiketleri kabloların kutularına basmak kolay bir iş tabi fakat bu işin arkasında bir gerçeklik payı yatmıyor.

Şöyle bir örnekle durumu izah etmeye çalışayım: Diyelim ki bahçenizi sulamak için bir hortuma ihtiyacınız var. Hortum almaya gittiniz ve hortumların üzerinde şöyle bir etiket gördünüz; “Yapay çimleri sulamak için üretilmiş” ya da “Doğal çimleri sulamak içindir”. Aklınıza gelen ilk tepki şu olur muhtemelen; hortumun içinden geçen madde su olduğuna göre bu etiketlerin mantığı ne? Su aynı olduğu sürece hortumlar arasında bir fark yoktur. HDMI sinyalleri de aynı bu şekilde aktarılır. Aynı HDMI sinyalleri “120 Hz” ya da “240 Hz” etiketlerinden bağımsız olarak her kablodan geçebilir.

Aslında televizyonun tazeleme oranı ile gelen sinyalin en ufak bir ilişkisi yoktur. Tazeleme oranı, sinyal geldikten sonra devreler tarafından ayarlanır. Peki, durum böyleyse neden farklı tazeleme oranı etiketine sahip kablolar mevcut?

Bu sorunun cevabını tahmin etmek aslında çok da zor değil. Tazeleme oranı etiketlerine sahip kablolar, alıcıyı yanlış yönlendirerek bir kabloya vermesi gereken paranın çok daha fazlasını harcamasına neden oluyor. Elektronik mağazaları, bu tür etiketlere sahip kabloları kullanarak kullanıcıların gereğinden çok daha fazla paralar ödemesine sebep oluyorlar. Harcadığınız ekstra para görüntü kalitenizi arttırmanıza herhangi bir katkı yapmazken, cüzdanınızı hafifletmeye fazlasıyla katkı yapıyor.

LED-LCD TV serisi, görüntü kalitesi, tasarım ve çevreye duyarlılıktan ödün vermeden her türlü yaşam stilinin beklentilerini karşılıyor.

Yeni SL LED Serisi, 48 cm (19”)den 107 cm (42”)e kadar ekran boyutları ile ince, arka ışıklandırmalı özellikleriyle evdeki her odaya ve tüm yaşam biçimlerine uygun seçenekler sunuyor. Yeni televizyonlar, LED arka ışıklandırma sistemi sayesinde düşük enerji tüketimi ve ince görünümün yanında yüksek görüntü kalitesi sunuyor. Parlak siyah SL738 serisi televizyonlar uydu ve dijital kablolu yayınları alabilen, analog ve dijital entegre alıcılar ile sunuluyor.

LCD paneli arkadan aydınlatan enerji tasarruflu Edge LED teknolojisi cihazın çok ince tasarımına rağmen son derece parlak görüntü kalitesini sağlıyor. HD ready çözünürlüklü (W-XGA) küçük 48 cm (19”) modelden Full HD çözünürlük ve 100 Hz ekran hızı sunan 107 cm (42”) cihaza kadar farklı seçenekler sunan seri, uygun fiyatlarıyla da dikkat çekiyor.

SL738 TV serisi hızlı ve kolay bağlantı için geniş bağlantı seçenekleri sunuyor. HDMI® (High-Definition Multimedia Interface®) girişi ile, televizyonlar herhangi bir HDMI® özellikli HD kaynaktan sıkıştırılmamış multimedya verilerini alabiliyorlar. Ayrıca bir USB girişi ile MP3, JPEG gibi popüler dosya türlerini destekleyen ara yüzü, PC girişi, komponent video, kulaklık giriş çıkışı, dijital ve analog ses, DVB arayüzü (CI+) diğer bağlantı seçenekleri olarak kullanım kolaylığı sağlıyor.